Her sene yalandan da olsa birileri size “iyi ki doğdun” diyor. Sen doğduğun güne lanet etsen de…

zeze:

Bir kadını belinden kavramak bütün duygulara davetiye çıkarmaktır.
Koku ölümcül bir şeydir. Kokunu içime çekiyorsam, yanmışımdır. Kazağını çantama atıyorsan yanmamı sevmişsindir. Bu ihtimallerin güzelidir. Kötülük sana mahsus değildir.
Veda öpücüğü dudakları kanatmalıdır çünkü o acı dünyanın en güzel acısıdır. 
Niye seni böyle istiyorum, bulamadım.

gece notları 1

“Mutsuzluktan uyuyamamak” dünyanın en acıklı olaylarından biri. Gecenin kör vakitleri bizi hep kendimizle yüzleştiriyor. Düşünmekten, üzülmekten yatak dar geliyor.

Uyuyamamak diyorum. Kahrolası mutsuzluktan uyuyamamak. Daha 18 yaşındayım.

(Kaynak: htuyar, fumuar gönderdi)

bu şarkının nakaratıyla çok özel bir bağım var

(Kaynak: mysteriousletters, minikkk gönderdi)

İnsanları kutulara benzetiyorum. 

Dışarıdan güzel görünen ama içi bilinmeyen.

Yani herkes kapalı bir kutu gibi.

Kutuyu açana kadar o kişiyi tanıyamazsın gibi.

O kişi sana kendini açarsa onu tanırsın gibi.

Birini tanımak bir kutuyu açmak gibi.

Kadının içi yaz mevsimiydi. Pencereyi açıp kar kokan havayı içine çekti. İçindeki deniz soğudu. Ama kadın hala toprak mı daha sonsuzdu yoksa deniz mi daha sonsuzdu bilmiyordu.

Pencereyi kapadı. İçini açtı. Etrafa kelebekler saçıldı. Perdeyi çekti. Gözünü kapadı. Kadının ayakları kar tanelerinin kopamadığı bir bulutun üstündeydi. İçindeki yaz mevsiminin bitişiydi.

*

“İçimi nereye koysam taşıyor, içimi sana koyunca tamamlaşıyor” dedi adam. Kadının kalbinde gökkuşağı açtı.

Mutfaktalardı. Kadın türk kahvesi yapmayı bilmiyordu.

Adam gülümsüyordu. Kadının kalbinde açan gökkuşağı renkleniyordu.

*

Soğuk denizdeki kristal balık ağlarken, deniz kıyısında adam, kadını öptü. Adamın nefesi adeta kum tanesiydi. Kumtaneleri kadının kalbinde birikti dakikalarca. Soğuk deniz dalgalandı. Kristal balık sahipsiz bir yosuna sarıldı.

Adam “seni seviyorum” dedi. Kadın denizin kokusunu içine çekti. Kumtanelerinin biriktiği kalbine deniz sıçradı. “Bende seni seviyorum” dedi kadın. Adam denizin derinliklerindeydi.

*

İçindeki çocuk bale yaparken dünyanın bir yerinde sürekli piyano çalıyordu. Fakat adamın uykusu derindi.

zamanın parçaları

veokadar:

sabah: işe gitmeden önce telaşla temiz bardak arıyor. güneş ışığı gözlerini yakıyorken gözü kaldırım taşlarında. kaldırım taşları, can sıkıntısı belirtisi. bunu çok iyi biliyor.

öğlen: bu kadar çok çalıştıklarının farkında mı insanlar, diye soruyor kendi kendine. yine telaşla yemek yiyor. ev yemekleri yapan bir yerde, beyaz gömleğinin üstüne salça damlatıyor. berbat görünüyorum! diyor. berbat oldu! ne yapacağım, berbat!

öğleden sonra: telefonlar, fakslar, dilekçeler, imzalanması gereken evraklar, dedikoducu iş arkadaşları, asık suratlı müşteriler ve salçalı gömlek! tam olması gerektiği gibi. “salça bugünü süslemiş bile diyebilirim” diye geçiriyor içinden. yüzünde belli belirsiz gülümseme.

akşamüstü: en sevdiği zaman dilimi. akşamüstü, güzel bir karanlığa alıştırma biçimi. kaç durak yürüyor, bilmiyor. o eve hep yürüyerek gidiyor. yürüyerek dinleniyor. akşamüstü, kaldırım taşlarına bakmaya gerek yok.

akşam: kış geldi. üstelik yalnız. akşamlar, sorun yaratıyor. nazan öncel hep haklı. perdeleri çekiyor, meyveler yiyor. televizyonun sesini açıp kafasını dinliyor. o yalnız. biri ona anlatsın istiyor. anlatsın. dinlesin.

geceyarısı: uykusuzluğuna ninniler iliştirmiş, pencereden dışarıyı izliyor. bütün şehir ışıkları yüzüne yansırken ve rüzgar saçlarını dağıtırken, şehrin en güzel kadını o. kimse bilmiyor.

Sokaklar olmuş kültablası.

Kafalar desen çıfıtçı çarşısı. 

İnsanlar desen “şurdan bir hiç uzatır mısınız?” misali.

En üzgüncü ise Eylül ayında havanın boğuk, nemli, sıcak oluşu. Yapış yapış hiç dolu etraf.

Yağmur lazım.

Yolumu bulamayışlarım. Siyah tel toka misali yok oluşlarım. Bulduğum yolların bisiklet sürmeye bile elverişli olmayışı.

Şurdan bir mutluluk uzatır mısınız artık beyefendi?

Sakın bana hayat güzel demeyin. Çünkü bence güzel denen şey ya bulutların üstü ya okyanusların altı. Kimse yeryüzünü güzel sanmasın.

Yeryüzü bana ters.

Gökyüzü bana uzak.

Bulutlara dokunamayacak kadar.

Artık aşk acısı çekmiyorum. Kimseyi çekmiyorum. Çekildim. Çekindim. Elimi eteğimi aşktan çektim.

Çekilin yolumdan. Olduramadığım yolumdan. Çekemem aşkı da acısını da.

Şurdan bir yalnızlık uzatın.

Oralarda bir uykusuz gece varsa, bilin ki o gece dolunay kokusundan mahrum gecedir. O gece, yarısıdır. O gece yarımsındır.

Geceler olmuş kültablası.

Geceler, bi telefon uzağında ki omuza başını koyamamak.

Geceler, yatakta dönüp yorgan tekmelemeler. Yastıkla avunamamalar.

Şurdan bir lucky strike uzatır mısınız?

(Uykusuzluk yıldızsız gökyüzüdür)

Artık aşk acısı çekmiyorum. Kendimi çok güzel kandırabiliyorum.

Kalbim olmuş kültablası.

Hayat olmuş sigara.

Kader kısmet olmuş çakmak.

(Hayat çakar)

Şurdan bir huzur uzatır mısınız artık rica etsem?